Pazar sabahı, Alanya’dan Toroslar’ın serin yaylalarına doğru uzanacak güzel bir günün heyecanıyla yola çıktık. Saat 08.00 civarında güzergâh boyunca misafirlerimizi alarak buluştuk. Aramızda daha önce birçok kez birlikte yürüyen dostlarımız olduğu gibi, ilk kez etkinliğimize katılan doğaseverler de vardı. Yol boyunca sohbetler başladı, tanışmalar yapıldı ve günün ilk saatlerinden itibaren sıcak bir arkadaşlık ortamı oluştu.
Seyahatimizin ilk molasını Seydişehir’de bulunan Ömer Duruk Tesisleri’nde verdik. Yaklaşık 30 dakikalık bu molada kimi misafirler kahvaltı yapmayı tercih ederken, kimi de Toroslar’ın meşhur et lezzetlerine dayanamayarak sabah saatleri olmasına rağmen kavurma ve yöresel yemeklerin tadına baktı. Kahvaltı molası sadece dinlenmek için değil, aynı zamanda misafirlerin birbirlerini tanıyıp kaynaşması için de güzel bir fırsat oldu.
Molanın ardından yaklaşık 45 dakikalık keyifli ve güvenli bir yolculukla Madenli Yaylası’na ulaştık. Yol boyunca yaylanın bağlı olduğu köyün sakinleriyle karşılaştık. Kimi tarlasında çalışıyor, kimi hayvanlarıyla ilgileniyor, kimi de günlük işlerinin peşindeydi. Selamlaştık, yol sorduk ve Toros insanının sıcak misafirperverliğini bir kez daha hissettik. Madenli ve çevresindeki yerleşimler, yüzyıllardır yaylacılık kültürünün sürdüğü, yaz aylarında nüfusun arttığı ve geleneksel yaşamın hâlâ izlerini taşıdığı bölgeler arasında yer alıyor.
Yaylaya vardığımızda bizi sıra sıra dizilmiş yayla evleri, yemyeşil çayırlar ve bölgenin heybetli silueti olan Gidengelmez Dağları karşıladı. İsmini ulaşılması zor, sarp yapısından aldığı söylenen Gidengelmez Dağları, Orta Toroslar’ın en etkileyici manzaralarından birini sunuyor. Temiz hava, yüksek rakım ve geniş yayla düzlükleri daha araçtan iner inmez hepimizi etkisi altına aldı.
Aracımızı uygun bir noktaya park ettikten sonra yaklaşık 12 kilometrelik dairesel (loop) yürüyüş rotamıza başladık. Wikiloc üzerinde de kayıtlı olan bu rota, büyük ölçüde işaretlenmiş patikaları takip ediyor ve yön bulma konusunda yürüyüşçülere kolaylık sağlıyor. Teknik açıdan zor olmayan ancak sürekli manzara sunan bu rota, bölgenin doğal güzelliklerini keşfetmek için oldukça ideal.
İşaretli yolları takip ederek yürüyüşümüze devam ettik. Birkaç küçük tepeyi aştık. Hava harikaydı; gökyüzü masmavi, manzaralar ise kartpostal gibiydi. Rakımın etkisiyle serinlik hissediliyor, yol kenarlarında açan rengârenk çiçekler yürüyüşe ayrı bir güzellik katıyordu. Yol boyunca karşılaştığımız diğer yürüyüş gruplarıyla selamlaşıp kısa sohbetler ettik. Doğada olmanın en güzel yanlarından biri de aynı tutkuyu paylaşan insanlarla karşılaşmak olsa gerek.
Yürüyüşün en keyifli anlarından biri, büyük bir ağacın gölgesinde verdiğimiz kısa mola oldu. Çantalarımızdan çıkan atıştırmalıkları paylaşarak afiyetle yedik. Hafif esen rüzgâr ve ağacın serin gölgesi altında geçirilen o dakikalar, günün unutulmaz anılarından biri olarak hafızamızda yer etti.
Yolumuza devam ettiğimizde bir keçi ağılı civarından geçtik. Çoban köpeği uzaktan bizi fark etmişti; görevini ciddiyetle yerine getirerek havlayıp sürüsünü korumaya devam etti. Biz de ona fazla yaklaşmadan yolumuza devam ettik.
Rotanın dönüş noktasında ise adeta ödül gibi bir çeşme karşımıza çıktı. Yüzümüzü, kollarımızı ve şapkalarımızı serin suyla ıslatıp ferahladık. Çeşmenin çevresinde yaklaşık on dakikalık bir mola verdik. O sırada bölgede piknik yapan insanlarla sohbet etme fırsatı bulduk. Zaten yürüyüş boyunca birçok çeşme ve doğal su kaynağıyla karşılaşmıştık. Toroslar’ın su zenginliği her adımda kendini hissettiriyordu.
Dönüş yolunda aynı patikadan geri dönmek yerine toprak yolu tercih ettik. Böylece hem farklı manzaralar gördük hem de daha kolay bir güzergâh kullanarak aracımıza ulaştık. Loop rotaların en güzel taraflarından biri de bu; sürekli yeni yerler görerek başladığınız noktaya geri dönebiliyorsunuz. Yolun rahat olması sayesinde yürüyüşçüler ikili ve üçlü gruplar hâlinde sohbetlere daldı. Kimi seyahat anılarını anlattı, kimi yeni dostluklar kurdu.
Aracımıza ulaştığımızda yayla çayırlarında biraz daha vakit geçirdik. Temiz havanın ve güzel geçen günün tadını çıkardıktan sonra saat 17.00 civarında dönüş yoluna koyulduk. Yürüyüşün verdiği tatlı yorgunluk ve güzel bir gün geçirmenin mutluluğu eşliğinde Alanya’ya doğru yol almaya başladık.
Dönüşte Murtiçi’nde bulunan bir gözlemecide mola verdik. Ağaçların gölgesindeki serin ortamda, pide tadındaki nefis gözlemelerimizi yiyerek günün son molasını yaptık. Uzun bir yürüyüşün ardından bu mola hepimize çok iyi geldi.
Akşam saatlerinde Alanya’ya ulaştığımızda gün batmıştı. Ancak yüzlerdeki gülümseme hâlâ yerindeydi. Misafirlerimiz araçtan inerken tek tek teşekkür etti. Biz de yeni rotalarda yeniden buluşmak dileğiyle vedalaştık.
Toroslar’ın serin yaylaları, Gidengelmez Dağları’nın eşsiz manzaraları, dost sohbetleri ve doğanın huzuru eşliğinde geçen bu güzel gün, hafızalarımızda uzun süre yer edecek anılar bıraktı.